|

WOMEN’S HEALTH KADINI

| YAŞAM

 

 

Mimiklerini ustaca kullanan yetenekli oyuncu Demet Evgar ile geçirdiğimiz çekim gününün ardından yaptığımız söyleşide oyunculuğa nasıl başladığından modern dünyadaki ilişkilere bakış açısına kadar çeşitli konularda sohbet ettik.
Bugüne kadar ‘Gece Mevsimi’, ‘Anna Karenina’, ‘39 Basamak’ isimli tiyatro oyunları; ‘Banyo’, ‘Beyza’nın Kadınları’, ‘Güneşi Gördüm’ isimli sinema filmleri ve ‘Yuvam Yıkılmasın’, ‘Bütün Çocuklarım’, ‘Emret Komutanım’, ‘Bir Demet Tiyatro’ isimli dizilerde aldığı rollerle adını duyduk.
Demet Evgar’ın. Şimdilerde ise günümüz kadın-erkek ilişkilerini oldukça espri bir dille ele alan “Bir Kadın Bir Erkek” isimli diziyle karşımıza çıkıyor ve izleyenleri gülmekten geçiriyor. Evgar ile geçirdiğimiz çekim günü boyunca fark ettik ki güldürmeyi olduğu kadar kendisi de gülmeyi çok seviyor.
Oyunculuğa kaç yaşında ve ne şekilde başladın?
16 yaşındaydım. Manisa’da amatör bir tiyatroda Ray Conney’in “Kaç Baba Kaç” oyununda aslında bir erkek için yazılmış bir rol vardı. Ben gruba dâhil olduğumda o rolleri açıktaydı onu oynamıştım. Erkek bir komiserdi. Benimle erkeksi bir komiser olmuştu.

Oyunculukla ilgili eğitim aldın mı?
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı bitirdim.

Bugüne kadar oynadığın karakterlerden en çok hangisini kendinle özdeşleştirdin?
Onu bilmiyorum da galiba beni en çok seven karakter Zeynep oldu sanırım. Aslında sadece benim kendimden değil Zeynep için etrafımdaki bütün kadınlardan bir şey kullanabiliyorum. Seyircinin en çok özdeşleştiği karakter bu oldu gibi geliyor.

Hangisini daha çok seviyorsun? Tiyatro mu yoksa sinema mı?
Tiyatro benim ayaklarım gibi beni yürüten bir şey ama ayaklarımı kollarımdan daha çok seviyor değilim tabii ki.

“Güneşi Gördüm” filmiyle ilgili bir Oscar aday adayı durumu gündemde. Türk yapımı filmlerin Oscar alabileceğini düşünüyor musun?
Elbette düşünüyorum. Ama ödülleri asıl aldığımız yer hikâyelerimiz olacak bence.

Proje seçimlerini neye göre yapıyorsun?
Bilmem. Bam telime göre sanırım. Damarıma basan bir karakter, senaryo,  proje… Ama en çok da okurken kendimi oynuyor buluyorsam o projeyi kabul ediyorum.

“Bir Kadın Bir Erkek” dizisinin seyri oldukça keyifli. Peki ya seti nasıl? Siz de sette eğleniyor musunuz?
Ömrümü uzatıyor. Çünkü çok gülüyoruz. Hem de çok. Set başlı başına işin başarısını anlatıyor. Görüntü yönetmenini, makyözünü, set elemanını, rejiyi gülmesini tutmaya çalışırken görüyorum. Bu, beni çok motive ediyor.

Emre Karayel’le anlaşabiliyor musunuz?
Anlaşabiliyor muyuz bilmiyorum bazen de anlaşamıyoruz. Her konuda anlaşmak, hemfikir olmak sıkıcı olur sanırım. Ortak noktayı hep buluyoruz ama. Bir kere birbirimizi gerçekten seviyoruz. O yüzden kavga da edebiliyoruz. Birbirimize çok gülüyoruz. O yüzden çok eğleniyoruz. Yaptığım şeylerin karşılığını bulabiliyorum Emre’de. Emre mükemmel bir partner.

İlişkilere sen de sitcom’da canlandırdığın karakter gibi mi bakıyorsun?
Her zaman değil. Zeynep karakterinin öğreneceği şeyler var. Benim onu oynarken öğrendiğim şeyler de var. Oynadığım karakter onu kendi algıma çekmeme izin veriyor; ucu açık. Önümüzdeki bölümlerde bunu daha net göreceğiz. Çünkü bu işin dramatik bir çatısı da var. O yüzden bu kadar başarılı.

Türkiye’deki cinsellik hakkında ne düşünüyorsun?
Türkiye’de cinsellik bence töhmet altında. Sürekli tacize uğruyor ve tehdit ediliyor.

Bedeninle barışık mısın?
Soğuk bir savaş var aslında aramızda. Hatlarımı seviyorum ama idealler aklımdan çıkmıyor bir türlü…

Beslenmene dikkat eder misin? Sağlıklı beslenir misin?
Evet ederim. Etmek zorundayım. Sağlıklı olmazsam bu işleri yapamam ben.

Spor yapıyor musun? Hayatında ne derece önemli bir yere sahip?
Yapıyorum. Çünkü çok eğlenceli bir şey. Set saatim 9.00’sa 7.30’da sporuma başlamışımdır.

Eğlenmek için neler yapmayı seviyorsun?
Bir kere sağlıklı olmak beni eğlendiriyor. Zihnim açık olunca, kafam çalıştıkça eğleniyorum zaten. Spesifik bir formülüm yok. Özellikle bir şey yapmıyorum. Birden geliyor. İç ritmim beni eğlendiriyor. Çok düşündüğüm bir şey değil yani. Eğlenmek her şeyi içinde barındırmayı bilen bir şey.

Burcun ne?
Boğa. Yükselenimse akrep.

Çalışma programın nasıl? Kendine vakit ayırabiliyor musun?
Ben çalıştıkça çekilir hale gelen bir insanım. Ama bazen çok sıkıştığım oluyor tabii ki. Yine de kendimi rahatlatacak şeyler yapacak zamanı buluyorum. Zamanla bir yarışım yok onunla yarışamam. Onu yaşamaya çalışıyorum sadece.

“Kalbini Sev Değerini Bil” kampanyasının yüzü ve sözcüsü oldun. Kampanyadan bahseder misin?
Bu kampanyaya girmemin asıl sebebi çevrede daha sağlıklı insanlar görmek. Mutluluğun birinci şartıdır çünkü sağlıklı olmak. Hiçbir şeyden mutlu olamıyorsan sağlıklı olduğun için mutlu ol. “Kalbini Sev Değerini Bil” kampanyası; dünyada ve ülkemizde kalp–damar hastalıklarının bir numaralı ölüm sebebi olduğu gerçeğinden yola çıkılarak, toplumu alınabilecek önlemler hakkında bilinçlendirmek ve kalp sağlığı konusunda bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen bir sosyal farkındalık projesidir. Hayatımızda yapacağımız ufak değişiklikler bizi kalp-damar hastalıklarından koruyabilir.

Kampanya kapsamında, “kalbinisevdeğerinibil.com” internet sitesinde insanları testten geçiriyorsun. Siteyi ziyaret edenlere ne gibi sorular soruyorsun?
24 Eylül’de hizmet vermeye başlayan sitede ziyaretçiler 15 Ekim’den sonra interaktif bir şekilde benimle karşılaşacak. Sitede kalp sağlığıyla ilgili bazı sorular soruyorum. Cevapları da tabii esprili olacak. Herkese ait bir kalp görüntüsü olacak, verilen cevaplar doğrultusunda sağlıklı veya sağlıksız bir kalp şekline bürünüp, kişilere kalplerinin görüntüsü konusunda fikirler vereceğim.

Tiyatro ve sinema dışında çok fazla başka projelerde yer almıyorsun. Neden bu projeyi tercih ettin?
Toplumu bilinçlendiren bir sosyal sorumluluk kampanyası olması beni etkiledi. Hayatta sadece kendinizin sağlıklı olması mutlu olmanız için yeterli bir sebep değil. Ben etrafımdaki insanları da sağlıklı ve mutlu görmek istiyorum. Bu nedenle bu kampanyanın içerisindeyim, destek veriyorum. Mutlu bir set görmek için birlikte çalıştığım arkadaşlarımın da kalp sağlığına dikkat edeceğim.

Röportaj: Hande Tokmak / Fotoğraflar: Metin Bakırkaya