PERFORMANSIN GENLERİNDE SAKLI

| anaslide, SAĞLIK

 

 


Yukarıdaki başlığı görmek seni de heyecanlandırdı mı? Bugüne kadar pek anlam veremediğin -ancak spor hayatının en önemli etkenlerinden biri olan- bu konuyu birlikte inceleyelim.

Yazı: Miray Karayılan

2003 yılında İnsan Genom Projesi’nin tamamlanması, genetik bilim dalı açısından dönüm noktalarından biri oldu. 13 yıl süren bu proje ile genlerimizin yaklaşık olarak sayısı, yerleri, yapışları ve fonksiyonları hakkında bilgiler elde ettik. Bu proje tamamlandığında ben üniversite birinci sınıftaydım. Bize bundan sonra yapabileceklerimizin, keşfedebileceklerimizin ve ucu bucağı olmayan yolculuklarımızda artık bir kılavuzumuzun olduğunun müjdesi verilmişti. O günden bugüne de genlerimiz hakkında her gün yüzlerce makale yayımlanıyor ve biz bu bilgiler ile aydınlanıyoruz.

Spor ve Genetik İlişkisi
Genlerin her geçen gün keşfedilmesiyle beraber biz genetikçilerin de birçok alanda önü açıldı. Spor ise bu anlamda en çok çalışılan alanlardan biri oldu. İnsan genomunda yaklaşık 45.000 civarı gen olduğu varsayılıyor ve bunlardan “şimdilik” sadece 239’unun sportif performansımız ile ilişkisi olduğu ortaya kondu. Evet, bizi kodlayan genetik şifremiz, sportif performansımız üzerinde de etkili! Biz bu genlerimiz üzerinde söz sahibi değiliz. Genlerimizi değiştiremiyoruz ancak var olanların etkisini, çevresel faktörlerle arttırabiliriz.

Sportif performansı etkileyen en önemli faktörlerden birinin genetik olduğu, bilimsel çalışmalarla kanıtlandı. Kaslarımızın vücudumuzda baskın olduğu lif tipleri, kasılma hızları, kaslara oksijen taşıma kapasitemiz, toparlanma hızımız, sakatlanma riskimiz, mitokondri faaliyetlerimiz, kuvvet ve dayanıklılığımız, antrenman sonrası yorgunluğumuz, vücudumuzun fazla su ve mineral kaybetmesi, kas büyümesini sağlayan hormonların salınımı gibi birçok faktör, genlerimiz tarafından kodlanıyor ve bizim sportif performansımızı etkiliyor.

Olimpik Sporcuların Sırrı
Birçoğumuz olimpik sporcuları izlediğimizde “genetik açıdan çok şanslılar” demekten kendimizi alamıyoruz. Jamaika’daki sprinter olimpiyat sporcularını ele alalım: Altın madalya kazanan sürat sporcularının neredeyse hepsi bu ülkeden çıkıyor. Bu durum yıllar önce bilim insanlarında merak uyandırdı ve genetik testler sonucu Jamaika halkının yüzde 78’inde sürat geni olarak bilinen ACTN3 (alfa aktinin -3) geninin, kasların hızlı kasılmasını sağlayan formunun baskın olduğu ortaya çıktı. Evet sadece sporcularında değil, bu gen tüm Jamaika halkında var. Hızlı kasılan kas fibrillerinin (Tip II) oksijensiz solunum yapması, onlara kısa mesafe koşularında genetik üstünlük sağlıyor. Çok kısa sürede çok şiddetli şekilde kasılan bu lifler, güç, sürat ve kuvvet açısından en avantajlı kas lifi tipidir. ACTN3 geninin bu formu, onlara patlayıcı güç sağlıyor ve kısa mesafede tozu dumana katıyorlar.

Ancak kısa mesafede altın madalyalar kazanan bu sporcuların dayanıklılıkları düşüktür ve çabuk yorulurlar. Uzun mesafe koşularında, maratonlarda veya dayanıklılık gerektiren başka spor dallarında yarışa çıkarlarsa, aynı başarıyı elde edemeyebilirler. Çünkü genetik alt yapıları buna yatkın değil. Tabii ki isteyenler bu alana da yoğunlaşabilir ve başarılı olabilirler ancak genetik yapıları elverişli olmadığı için çok daha fazla çalışmaları gerekecektir. Kısacası hepimiz, genetik açıdan bazı avantajlara ve dezavantajlara sahibiz!

Bizi Diğerlerinden Ayıran Şey Ne?
Genlerin etkilerini öğrendikten sonra benden şu sorunun cevabını istediğini duyar gibiyim:
Nasıl oluyor da sportif performansımız birbirinden bu kadar farklı olabiliyor? İşte burada bizi birbirimizden ayıran genlerimizde meydana gelen ve polimorfizmler dediğimiz küçük değişiklikler devreye giriyor. Bu polimorfizimler, vücudumuzda hangi kas fibrilinin baskın olacağından vücut tipimize kadar birçok özelliğimizin diğerlerinden farklı olmasını sağlıyor.
Çok enerjik olman, antrenmanlara uzun süre dayanabilmen, hatta haftada beş-altı kez spor salonuna gidip yorulmaman ya da bir anda çok fazla güç üretebilme kapasiten… Kısa mesafeyi hızla koşabilmen fakat çabuk yorulman ya da antrenman sonrası yumuşak bağ dokularında hassasiyet hissetmenin nedenleri, genetik şifrende meydana gelen bu polimorfizmlerden kaynaklanıyor olabilir.

Örneğin yine sportif performansımızı etkileyen genlerden bir tanesini ele alacak olursak;
ACE (anjiyotensin dönüştürücü enzim) dayanıklılık performansını etkileyen en önemli genetik parametrelerden biri. Bu gen içerisinde bazı tekrarların silinmiş ya da var olması, sportif performansının etkilenmesine yol açar. Örneğin bu tekrarların var olması dokularda düşük ACE aktivitesine neden olarak, iskelet kasımızda Tip I liflerin (yavaş kasılan kas liflerinin) artışını sağlar; bu da dayanıklılığımızı arttırır. Aynı durum, kaslarda kan akımının artmasına ve kasların enerji olarak kullandığı glikoz alımını kolaylaştırmasını sağlar ve uzun süreli antrenmanlarda sana avantaj sağlayabilir.

viridianprints