ÖZGÜVEN VE İLHAM PERİSİ: EMILY SKYE

|  , FITNESS, YAŞAM

 

 


Milyonlar tarafından takip edilen bu fitness yıldızı mükemmel görünüyor olabilir. Ancak onun da sosyal medyada 13 milyon takipçisiyle paylaşmaktan çekinmediği göbek katları ve çatlakları var. Üstelik şu an hamile ve kilo almış hâlini de gururla paylaşıyor. Emily Skye, kendinden şüphe ettiği zamanların üstesinden nasıl geldiğini, 13 kilo aldığı dönemi ve neden dayanıklı olmanın mükemmel olmaktan çok daha güçlü bir şey olduğunu anlatıyor.

Çekim için buluştuğumuzda, Emily Skye’dan duyduğumuz ilk cümle şu oluyor: “Çok şükür gelebildik, patlamak üzereyim!” 32 yaşındaki fitness gurusu, San Gabriel Vadisi’nden Kaliforniya’daki Burbank’a yaptığı bir saatlik yolculuğu, mesanesine baskı yapan badem sütlü buzlu latte sayesinde güçlükle tamamlayabilmiş. Evet, sivilceleriyle mücadelesini, sindirim sorunlarını, tatlı yedikten sonra “tatlı bebeği” adını verdiği göbeğini paylaştığı popüler sosyal medya hesabındaki kadar açık ve samimi.

Bu dürüstlük Emily’i heykel gibi görünen diğer fitness fenomenlerinden ayırmakla kalmıyor; aynı zamanda onu fitness piyasasının zirvesine yerleştiriyor. Rakamlar da bunun ispatı:
Instagram, Snapchat, Twitter, Facebook ve YouTube’da toplam 13 milyon takipçisi var. Forbes tarafından bu yıl dünyanın en etkili fitness yıldızları arasında üçüncü sırada gösterildi. Online egzersiz programı F.I.T.’in ise 250 bin kullanıcısı var. Emily, bu güneşli Güney Kaliforniya gününde işbirliği potansiyeli olan kuruluş ve markalarla (makyaj, televizyon, egzersiz ayakkabıları gibi) arka arkaya görüşmeler yaparak portfolyosunu genişletmeye devam ediyor.

Onun yaptıklarını yapan başkaları da var elbette. Ancak Emily her alanda farkını yansıtıyor: “Kadınların, etkilendikleri figürlerin de aslında insan olduklarını hatırlamaları ve bu yüzden onlara gereğinden fazla önem atfetmemeleri gerek.” Emily, gerçekten de ilham veren bir fitness yıldızı… Fit olmayı hedef noktasına koyarken takıntılı olmayan bir fitness anlayışına sahip. Kendi kıvrım ve kusurlarından utanmayan, gururlu bir tavrı var.

Emily’nin ağırlık egzersizleri, seni ertesi gün topallatacak kadar zorlayıcı. Ancak online derslerinde “Başkaları rahatlasın diye kendi ışığını köreltme” gibi iyi hissettiren mantraları ya da daha acımasız olan “Ter aslında yağlarının gözyaşlarıdır” gibi sözleri tercih ediyor. Kadınların güçlü olmasını istiyor ama o güce ulaşmak için çalışırken kendilerine gereğinden fazla yüklenmelerini istemiyor. Tabii Emily’nin de kendini kabullenmeyi başkalarına öğretmeden önce bazı dersler alması gerekmiş.

Acı Dolu Bir Geçmiş

Farkındalık her zaman kolayca kazanılmıyor. Emily’nin babası onu iki yaşındayken terk etmiş. Hayatını değiştiren bu olay, ona yıllar içinde “asla gerçekten sevilemeyeceği” hissini aşılamış ve ileriki yıllarda onu istismar eden erkeklerle bir dizi ilişki yaşamasına neden olmuş.

Hepsi bu değil, diğer kızlar tarafından da acımasızca zorbalığa uğramış: “İlkokuldayken büyük gözlerim olduğu için ben yürürken kurbağa sesleri çıkarırlardı ve çok zayıf olduğum için Safinaz diye dalga geçerlerdi” diyor. 11 yaşına geldiğinde o kadar mutsuzmuş ki, doktoru onu antidepresana başlatmış. İri gri-mavi gözleri ve uzun, narin bacakları erkek öğrencilerin dikkatini çekince, kızların işkencesi giderek artmış; okulda dolapların içine itilmiş ve okuldan eve dönerken takip edilmiş.

Öz güvenini yükseltme umuduyla annesi Emily’i 13 yaşında modellik kursuna yazdırmış. Ergenliğinin sonlarına yaklaştığında, moda ve bikini çekimlerine çağrılmaya başlamış ama bu onun daha da kötü hissetmesine neden olmuş: “Rol dağıtımlarına giderdim ve kendimi diğer kadınlarla kıyaslardım. Yeterince güzel ve ince değilim diye düşünürdüm. Sevildiğimi hissetmek için övgüye ihtiyacım vardı, o yüzden modelliğe devam ettim.”

Emily, 20’li yaşlarının sonuna geldiğinde yeme bozukluğunun kıyısına geldiğini itiraf ediyor. Günde iki saat kardiyo yapıyor; havuç, kereviz ve humustan oluşan bir diyeti sürdürüyormuş. Bu rutin onu sıfır bedende tutmasına rağmen, kendini fit ya da sağlıklı hissetmediğini belirtiyor: “Kendimden o kadar çok nefret ediyordum ki bazen yaşamak bile istemiyordum.” Tüm bunların üzerine bir de onu fiziksel olarak istismar eden, kontrolcü, tehditkâr ve sadakatsiz bir erkek arkadaşı olmuş. Sonraları erkek arkadaşı için uzaklaştırma kararı çıkartmak zorunda kaldığını söyleyen Emily, geçmişte yaşadıklarının korku filmi gibi olduğunu ifade ediyor.

Dönüm Noktası

Zamanında dibe vuran Emily’nin yukarı çıkmaktan başka çaresi yokmuş. 2009’da, 24 yaşındayken kendini olumlu yönde şekillendirmeye başlamış. “O dönemde vücut geliştirme ve fitness dergilerine bakmaya başladım, oradaki kadınlar çok güçlü ve sağlıklı görünüyordu. Güçlü görünmek ve hissetmek için ağırlık kullanarak çalışma fikrini çok sevdim” diyor. Böylece kardiyo egzersizlerini bırakarak spor salonundaki ağırlık odasına yönelmiş; lat pulldown ve biceps curls hareketleri ile haşır neşir olmaya başlamış. “O zamanlar muhtemelen yanlış bir yol izliyordum” diye itirafta bulunmaktan da çekinmiyor.
Emily aynı zamanda bir arkadaşının arkadaşı olan Declan Redmond ile yeniden bağlantı kurmuş. Declan, Avustralya ordusunda eski komando ve tecrübeli bir halterciymiş. Birlikte HIIT ve ağırlık egzersizleri yapmaya başlamışlar. Vücudundaki değişimi altı hafta içinde fark etmiş. Kolları ve bacakları şekillenmiş, karın kasları belirginleşmeye başlamış. Emily vücudunu “ince”den “güçlü”ye dönüştürürken (47 kilo olarak başladığı bu süreçte yaklaşık 13 kilo alarak 60 kiloya ulaşmış; aldığı kilonun çoğu saf kastan oluşuyormuş) özgüveni de artmış. Her egzersizden sonra düzenli olarak endorfin salgıladığı için depresyon belirtileri de azalmaya başlamış. En sonunda da 12 yıldır hayatının bir parçası olan antidepresanları bırakmış. “Daha önceleri içimde hep karanlık bir his vardı. Sanki güneş yeniden doğmuştu. Kendi kendime ‘Demek yaşamak böyle bir şeymiş’ dedim. Kendimi bir süper kahraman gibi hissediyordum” diyor.
Fakat Emily’nin yeni tutkusunu herkesin desteklediğini söyleyemeyiz. Bazı arkadaşları kaslarına burun kıvırmış. Bir arkadaşı kollarına ve omuzlarına bakıp “çok erkeksi, iğrenç” göründüğünü söylemiş! Bir bikini firması ise karın kaslarını photoshop ile fotoğraflardan silmiş. Bir modaevi temsilcisi, Emily’nin biçimli kollarına bakıp bunun çok fazla olduğunu söylemiş -ki Emily şimdiki hâline kıyasla o zamanlar daha az kası olduğunu belirtiyor. Güzel yıldız tüm bunlar karşısında şaşkına dönmüş tabii. Kabul görmemek, kalıplara uymamak… “Sanki lise yıllarımı yeniden yaşıyor gibiydim…”
Ama bu sefer sesini çıkarmak için gereken gücü hissetmiş. Vücudunu güçlü hissetmesinin zihinsel değişimin de yolunu açtığına inanıyor. Hayatındaki olumsuzluk kaynaklarını kökten kurutmaya karar verdiğinde, ona destek olmayan sözde arkadaşlarıyla da ilişkisini kestiğini anlatıyor.
Daha sonra sevgili olduğu Declan’la seyahatlere çıkmaya, moda ve güzellik markaları yerine fitness markaları için modellik yapmaya başlamış.
Esneme hareketleri yaptığını gören 76 yaşındaki büyükannesi ona “Ağırlık kaldırmayı bırak. Senin feminen olman lazım” dediğinde sadece gülümsediğini ve esnemeye devam ettiğini söylüyor.

Algıların Değişimi

Emily’nin “ince değil, fit” felsefesine geniş bir takipçi kitlesi bulması fazla zaman almadı. 2011 yılında sertifikalı kişisel eğitmen oldu. Aynı yıl blog yazıları ve Facebook gönderileri paylaşmaya başladı. Daha sonra Instagram ve diğer sosyal medya platformlarında yer aldı. Yediği yemeklerden yaptığı egzersizlere, vücut geliştirme tecrübelerinden mayo yarışmalarına kadar her şeyi paylaşıyordu. Zamanlaması kusursuzdu: Sıfır beden olma trendi geriliyordu ve fit olmak yükselişteydi. (Amerika’da bu trende “fitspration” deniyor ve sosyal medyada #fitspo etiketi altında paylaşımlar yapılıyor.) Güçlü ve sağlıklı olmak üzerine vurgu yapan bu trend, Emily’nin geçirdiği fiziksel ve zihinsel dönüşüme tam uyuyordu. Emily, herkesin kendisi gibi inanılmaz hissetmeyi hak ettiğini düşünmeye başladı.
Fakat sonraki yıllarda gariptir ki bu akım da tıpkı sıfır beden akımı gibi mükemmeliyetçiliği ve beden ölçüsü kaygılarını tetikleyen bir şeye dönüştü. 2014’te Avustralyalı bir profesör, kadınları bedenleri hakkında kötü hissettirdiği için sosyal medyadaki fitness yıldızlarını suçlayan bir makale kaleme aldı. Makalenin ön sayfasında ise Emily’nin fotoğrafı vardı.
Emily bu duruma oldukça öfkelendi. Olayı anlatırken “Profesör benim sunduğum içeriği okumaya bile zahmet etmemiş ve rasgele fotoğraflar seçip varsayımlarda bulunmuştu” diyor. Bu harekete cevap olarak sivilce ve çatlaklarını gösterdiği bir kolaj hazırlayıp, kendi mücadelesini, güvensizliklerini ve kusurlarını anlatan yürekten bir yazıyı sosyal medyada paylaştığını belirtelim. Hikâyesi 91 milyondan fazla insana ulaştı ve Emily’nin kariyerini ateşledi.

Onun sosyal medyadaki başarısının gizli tarifi, “bana bak” arzusuyla “ben de senin gibiyim” dürüstlüğünün taze karışımından oluşuyor. Poponu yukarı kaldıracak hareketleri gösterdiği gönderilerin arasına, modunu yükseltecek ipuçları da sıkıştırıyor. Kendisi de arada sırada modunun düştüğünü kabul ediyor. Bir YouTube videosunda da itiraf ediyor: “Bazen canım çok sıkkın oluyor… Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sadece uyumak ve ağlamak istiyorum.” Çözümüyse şöyle: O an seni iyi hissettirecek olan şey neyse onu yap. Ağla, egzersizi atla, çikolata ye… Daha sonra sana iyi geldiğini bildiğin şeyi yapmaya geri dön.

Emily her gün verdiği mesajı daha geniş kitlelere ulaştırmanın yeni yollarını arıyor. 2016 Eylül’ünde Reebok’ın küresel marka yüzü olan Emily, markanın mücadeleci insanların hikâyelerini anlatmak ve pozitif beden algısı yaratmak için hazırladığı Hands kampanyasında öncü oldu. Ayrıca markayla birlikte, squat’tan pliometrik box jump’a ve sürat koşusuna kadar her egzersiz hareketi ve türüne uygun yeni bir ayakkabı tasarımı üzerine çalışıyor. Ve son olarak hazırladığı F.I.T. programı, Avustralyalı bir spor salonu zinciriyle ortaklık kurmasının yolunu açtı. Tam 75 spor salonunda “Emily/Skye Ignite” adıyla ağırlık egzersizi dersleri veriliyor.

Yeni fırsatların labirenti arasında Emily, bir zamanlar olduğu o kırılgan kızla bağlantısını hiç kaybetmiyor. Bir gönderi paylaşmadan önce kendisine şunu soruyor: “Eğer en genç hâlimle konuşuyor olsaydım, ne duymak isterdim?”

viridianprints