İPEK SOYLU

| FITNESS

 


Çok genç yaşta elde ettiği başarılarla ismini duyuran milli tenisçimiz İpek Soylu, bu ay Women’s Health için kamera karşısına geçti. Hakkında merak ettiğimiz her şeyin yanıtı, ilerleyen sayfalarda seni bekliyor.

Röportaj: Pınar Şen

Fotoğraf: Uğur Utku Sezer
Styling: İrem Arkan

İpek, çekim günü stüdyoya geldiğinde oldukça heyecanlıydı. Kolay değil, ilk kapak çekimi… Ancak o, yaşadığı heyecanın strese dönüşmesine izin verenlerden değil. Aksine; sempatik tavırları, hiç eksik olmayan gülümsemesi ve pozitif enerjisi ile ekibimizle hemen kaynaştı. Kapak çekimine başladığımız anda kadrajımızda, tenis kortunda olduğu gibi kendinden emin bir duruş sergileyen ve izleyenleri hayran bırakan, genç bir kadın vardı.

Çekime ara verir vermez kahvelerimiz eşliğinde sohbet etmeye başladık. Kendisi sporcu bir aileden geliyor. Ailesi sporu hobi olarak devam ettirse de, onun bu işte profesyonel bir şekilde ilerleyeceği daha küçük yaşlarında belliymiş: “Tenise altı yaşımda yaz okulunda başladım. Kulüpte büyüdüm diyebilirim. İlk turnuvama sekiz yaşında katıldım ve o dönemde katıldığım her turnuvayı birincilikle bitirdim.”

Henüz 10 yaşındayken yurt dışındaki turnuvalarda yer almış. 10 yaşında dünyayı görmenin çok güzel bir tecrübe olduğunu söylüyor. Annesi ve kız kardeşi ile İstanbul’da yaşama hikâyesi ise 13 yaşında Enka Spor Kulübü’nden aldığı teklif sayesinde başlamış. Yaklaşık dokuz senedir, Enka Spor Kulübü’nün oyuncusu olarak kariyerine devam ediyor.

Erken Gelen Sorumluluk

2014 yılında son defa katıldığı ABD Açık Tenis Turnuvası Gençler Kategorisi’nde partneri ile birlikte şampiyonluk elde eden İpek, mücadelesini artık dünya yıldızlarına karşı WTA turnuvalarında sürdürüyor. Kendisinin bu süreçte yaşadığı gelişimi merak ediyoruz. “Gençler kategorisinde oynarken bu işi profesyonel olarak çok fazla benimseyemiyorsun. Evet, İstanbul’a zaten bu amaç için geldim. Fakat 16-17 yaşına geldiğinde, dünya çapında başarılar elde etmeye ve ilkleri yaşamaya başladığında; ister istemez durum seni daha da ciddileşmeye ve bu konuda sorumluluk almaya itiyor” diyor.

Tabii bu, göründüğü kadar kolay olmamış: “Çünkü aynı zamanda ergenlik dönemindeydim. O dönemde çok fazla düşünce içindesin zaten… Tüm bunların yanı sıra bir de profesyonel olarak spor yapıyorsun. Yılın 20-25 haftası turnuvalar dolayısıyla ailenden uzaktasın. Hep kendi başına bir şeyler yapmaya çalışıyorsun” diyor. Bu durumun kendine kattığı artıları olduğu da muhakkak: “Tek başıma olmanın verdiği sorumluluk, disiplin duygusu var. Bu sporu sevdiğim için yapıyorum ve tüm sorumluluğu bende. Tabii ki birlikte çalıştığım bir takım var ama bir taraftan da kimseye bağlı olarak çalışmıyorum. Ben çalıştığım müddetçe başarılı olabilirim.”

Şu an 21 yaşında olan İpek, yaşı ilerledikçe ve kişiliği geliştikçe kortta daha tecrübeli yaklaşımlar sergilediğini söylüyor. Aslında hâlâ çok genç bir yaşta olduğunun farkında. “Özellikle hayat ve aynı zamanda tenis için erken bir yaştayım. Olabildiğince iyi tecrübeler edinmeye, kaybettiğim maçlardan ve yaptığım yanlış seçimlerden dersler çıkarmaya çalışıyorum” diyor.

Turnuvalar nedeniyle çok sık seyahat ettiği malum. “Tenisin çok uzun bir sezonu var. Evden en fazla üç-dört hafta uzak kalıyorum. Ancak bazen o üç-dört hafta bile, özellikle senenin sonuna doğru yorabiliyor” diyor ve ekliyor; “Mental olarak sağlıklı kalabilmek çok önemli. Tenisteki başarının yüzde 70’i buna bağlı. O yüzden kendimi ve zihnimi canlı tutmaya çalışıyorum. Her zaman kolay olmuyor. Sonuçta ailemden, arkadaşlarımdan, sevdiklerimden uzakta oluyorum. Ama bu yaptığım sporun getirdiği bir sorumluluk. Bunu böyle kabul edince, üstesinden gelmek daha kolay oluyor.”

Başarının Sırrı

İpek’in turnuva öncesi şans getirdiğine inandığı rutinleri var. Özellikle turnuvanın ilk maçlarında kazanmışsa, diğer maçlarda korta çıkmadan önce yaptığı her şeyin birebir aynısını yapmaya çalışıyor. Bu rutinin onu anda tuttuğunu belirtiyor. Böylelikle kendini mental olarak daha disiplinli ve hazır hissediyor. Ayrıca kortta kendi kendine telkin ettiği bazı sözler varmış. “Tenis az evvel de söylediğim gibi mental bir spor. Aklının bir-iki dakika bile andan uzaklaşması, maçı kaybetmeye mal olabiliyor. Maçlarda iki puan arasındaki o 20 saniyelik arada –skor ne olursa olsun- her şeyi unutup sadece o anda yapılması gerekene odaklanıyorum” diyor. Ayrıca rakiplerini analiz eden notlar hazırlıyormuş (bu kız gerçekten çok çalışkan!): “Her oyuncuya karşı farklı bir yöntem uygulamak gerekiyor. Kimisi ile mental olarak, kimisi ile de taktiksel olarak; eksiklerine göre oynuyorsun. O yüzden rakibi baştan analiz etmek çok önemli.”

Kariyerindeki en unutamadığı an, 2014 yılında tamamen şans eseri olarak katılmaya karar verdiği ABD Açık Tenis Turnuvası’nda, Türkiye’ye kazandırdığı ilk Grand Slam Şampiyonluğu… “Şu an düşündüğümde o an ne hissettiğimi net olarak hatırlamıyorum. Maçı ise hiç hatırlamıyorum, o kadar heyecanlıydım ki!

Ama maçı çok güzel yönettik. Benim için bir dönüm noktasıydı. O günden sonra çok güzel kapılar açıldı” diyor.

Hayatının odak noktası tenis olan bu genç kadının tenis dışında ilgi duyduğu ya da ileride denemek istediği bir spor dalı var mı merak ediyoruz. Ve daha genç yaşlarında, dört sene boyunca bale yaptığını öğreniyoruz: “Eğer tenis oynamasaydım, büyük ihtimalle bale ya da dansın herhangi bir dalı ile ilgilenirdim. Karakterim nedeniyle, yine bireysel bir spor dalı seçerdim.”

“Bu da Geçer”

Herkes gibi İpek’in de motivasyonunun düşük olduğu ya da başarısızlıkla karşılaştığı zamanlar oluyor.

Gençler kategorisinden yetişkinler kategorisine geçtiği dönemde kendi deyimiyle “işlerin daha kolay gideceğini düşünürken birçok duvara çarptığı” bir dönem olmuş. Ancak şunu kabullenmiş: “Evet, hep güzel zamanlar olmayacak. Ama hep kötü zamanlar da olmayacak.” Kötü zamanlarında kendine “Bu da geçer” lafını hatırlatmış. Yaşadıklarını ve sadece elinden geleni yapabileceğini kabullenerek, kendini çalışmaya itmiş.

Peki, yeni yıldan neler bekliyor? 2018 yılının ilk altı ayı onun için çok önemli. Olabildiğince iyi bir şekilde hazırlanmaya çalışıyor. Bu senenin onun için güzel bir sene olacağını düşünüyor: “Geçtiğimiz iki sene içerisinde yetişkinler kategorisinde çok fazla tecrübe edindim. Şu an sıralama olarak ilk 200’ün içerisindeyim. İlk 100’ün içerisine girmek istiyorum. Genel olarak ise isteğim daha istikrarlı ve kendimden emin bir duruş sergilemek.” Bunu başaracağına kuşkumuz yok.

Ya gelecek planları? İpek, uzak tarihler üzerine konuşmayı pek tercih etmiyor. “Ne zaman çok plan yapsam, yaptığım planlar değişiyor. O yüzden daha çok şu an yapabileceklerime odaklanıyorum” diyor. “Tanrıyı güldürmek istiyorsan, ona planlarından bahset” sözünü hatırlıyoruz. “Gerçekten de öyle!” diyerek gülüyor ve ekliyor; “Umarım bundan 10 yıl sonra bile -tenis oynasam da oynamasam da- bu spora bir faydam dokunur. Ve başarmak istediğim hedeflere ulaşmış olurum.”

Nasıl Besleniyor?

Profesyonel bir sporcunun beslenme düzenine dikkat ettiğinden şüphemiz yok. İpek, önemli olanın insanın kendini ve vücudunu tanıması olduğuna inanıyor: “Mesela süt ürünleri bazen yorgun hissetmeme neden olabiliyor. Hem kondisyonerim hem de doktorumla birlikte vücuduma nelerin iyi gelip-gelmediğine karar veriyoruz. Benim için önemli olan protein ve karbonhidratı ne zaman ve ne kadar aldığım… Zaten meyve ve sebze yemek konusunda sıkıntım yok.”

“Gençleri Destekleyin!”

Tenis sporunun ülkemizde hak ettiği ilgiyi görmesi için ne yapmak gerek? İpek’e göre son beş-altı yıldır tenise olan ilgi artmış durumda ve insanlar bu sporu merak etmeye başladı: “Dünya çapında yapılan organizasyonlar ve başarılarımız sayesinde, insanlar bizleri takip etmeye ve televizyondan izlemeye başladı. Ancak futbol ve basketbol odaklı bir ülkeyiz. Medya ilgisini bireysel sporlara da göstermeye başlarsa ve insanlara sunabilirse –ki bu da alınacak başarılarla ve başarıların iyi yönetilmesi ile olacak bir şey- ilgi daha da artacaktır. Birçok tenis tesisi var ancak içleri boş olunca, ne oyuncu çıkıyor ne de başarı.”

Tenisle ya da sporun herhangi bir dalı ile ilgilenen gençlere ve onların ailelerine neler öneriyor? “Tenis, Türkiye’de gelişmekte olan bir spor dalı. Dünyanın birçok ülkesine göre hâlâ geriden geliyoruz. O yüzden de aileler olayın içine daha çok girmek istiyor. Ama bu noktada ailelerin eğitmenlere güvenmesi ve bilinçli kişilerden fikir alması gerek. Benim en büyük şanslarımdan biri, ailemin her zaman destekçim olmasıydı. Kötü kararlar verdiğim zamanlarda bile hep yanımda durdular” diyor. Diğer ailelere de bunu öneriyor; hırslarından arınarak, çocuklarının hem iyi hem de kötü günlerinde yanında durmalarını… “Bu, sabredilmesi gereken, uzun bir yolculuk. Başarı bir anda gelmiyor; emek vermek ve sabretmek gerekiyor.”

Genelde evden uzakta olduğu için boş zamanlarında sevdikleri ile bir araya gelip sohbet etmeyi, kitap okumayı ve gezmeyi seviyor. “21 yaşımdayım ve sonuçta yapmak istediğim birçok şey var. Ancak bu sporun getirdiği bir sorumluluk ve kontrol de var” diyen İpek, hayatını dengeli bir şekilde yaşamayı tercih ediyor.

Duru bir güzelliğe sahip olduğu aşikâr. Ancak 15-20 yaşları arasındaki beş yıllık dönemde akne sorunlarıyla mücadele etmiş. “Denemediğim şey kalmamıştı. Bu durum gerçekten sinir bozucuydu. Sonuçta röportaj verirken ekranlara çıkıyorsun… Aknelerimle ilgili yorumlar gelince demoralize oluyordum. Bu konuyu düşünmediğim tek yer tenis kortuydu. Bir dönem evden bile çıkmak istemedim” diyor. Son bir senedir ise her şey yolundaymış. Cildini dengede tutması için bir ilaç kullanıyor. Onun dışında içeriği doğal olan, eczanelerde satılan ürünleri tercih ediyor. Güneşin altında çok kaldığı için her iki saatte bir güneş kremi sürmeyi de unutmuyor.

Kapak çekimi boyunca neler hissettiğini sorduğumuzda, ilk başta duyduğu heyecanı “Kamera karşısında olmak, tenis kortunda olmak gibi değil” diyerek itiraf ediyor. Sohbetimizi, sporcuları başarılı olduklarında göklere çıkaran ve başarısız olduklarında yere vuran bakış açısı üzerine konuşarak bitiriyoruz. “Bizim için en önemli şey destek” diyen İpek’e, emeklerinin saygı göreceği güzel bir gelecek  diliyoruz.

 

viridianprints