|

GÜZELLİK UYKUSUNA SOLARYUMDA YATILMAZ!

| GÜZELLİK & STİL

 

 

40 yaş altındaki kadınlarda görülen cilt kanseri vakaları, 1970 yılından bu yana yüzde 705 oranında artış gösterdi. En büyük sebebi ise SOLARYUM.

Onkologlar solaryumu genç kadınlar arasında görülen ölümcül melanom vakalarının baş sorumlusu olarak görüyor. Melanom, günümüzde 30 yaş altı yetişkinlerde görülen en yaygın kanser vakaları arasında ikinci sırada. Sorunun en önemli bölümü ise şu: Kadınların çoğu, kapalı mekânlarda maruz kaldığı bu ışınların zararsız, hatta sağlıklı olduğunu düşünüyor ve bunu güzellik rutininin bir parçası olarak görüyor. Women’s Health, korkutucu istatistikler ve dikkat çekici grafikler eşliğinde açıkça söylüyor: Cilt kanseri öldürür.

02

Tricia Thompson’un kulağının arkasında bulunan koyu kahverengi beni ilk fark eden kuaförü olmuştu. O zaman 32 yaşında olan Tricia “Bu konuyu fazla düşünmedim. Bir dermatoloğa gittim, o da beni dondurdu” diyor. Ancak bir yıl sonra yine aynı kuaför, daha önceki benle aynı yerde bu kez yeşilimsi mavi renkte bir ben çıktığını fark etti. Tricia başka bir dermatoloğa gitti ve bu kez benine biyopsi yapıldı. Sonuç melanomdu, yani cilt kanserlerinin arasında en ciddi olanı. En iyi ihtimalle Tricia’nın cildinde çirkin bir yara izi kalacaktı. En kötüsü ise, melanom onu öldürebilirdi.

01

SOLARYUMA GİRDİĞİN ANDAN İTİBAREN OLUŞAN HASARLAR
BİRKAÇ SANİYEDE:
Vücudun ağır dozda ultraviyole A (UVA) ışınıyla karşı karşıya kalıyor: Güneşten aldığının yaklaşık 12 katı.
BİRKAÇ DAKİKADA:
Uzun dalga boyuna sahip olan UVA ışınları cildine işlemeye başlıyor. Zaman içerisinde üst katmanlarda bulunan kolajen ve elastini kırarak kalıcı hasarlara yol açıyor. Bunun olası sonucu, yirmili yaşlarda bile oluşmaya başlayan kırışıklıklar, cilt sarkması ve güneş lekeleri.
UVA ışınları cildinin daha derinlerine işleyerek DNA’nı oluşturan hücrelere hasar vermeye başlıyor. Bağışıklık sistemin saniyeler içerisinde saldırıya uğradığını hissediyor ve POMC adlı gene sinyaller gönderiyor. Bu gen, cilt yüzeyinin her milimetrekaresine yaklaşık 1.000-2.000 adet melanosit pompalamaya başlıyor.
Melanositleri, DNA’nı herhangi bir hasardan korumaya çalışan küçük kahverengi şemsiyeler olarak düşünebilirsin. Bunlar kahverengi olduğu için tenin bronzlaşmaya başlıyor.
DİĞER BİR DEYİŞLE:
Bronzlaşmak, DNA’nın hasar gördüğünün bir işareti. Bronz ten, aslında bütün bedenini kaplayan bir yara kabuğu.
AYNI SIRADA:
POMC geni bedenini endorfin salgılamaya zorluyor. Beş dakika içerisinde, solaryumda olmak sana büyük bir keyif vermeye başlıyor. Adeta maraton koşucularının coşkusunu yaşıyorsun.
Ultraviyole B (UVB) ışınları cilt yüzeyini kızartıyor. Bu da cildinde kızarıklık, yanma  ve batma hissine sebep oluyor.
SONRAKİ SAATLER VE GÜNLERDE:
Hücrelerin alt üst oluyor ve kendini kopyalamaya başlıyor. Yeni hücreler DNA’nda hasar görenlerin yerini almaya çalışıyor. Ama bu yeni hücreler oluşurken küçük hatalar ortaya çıkabiliyor.
Bu hatalar hücre mutasyonlarına yol açıyor. Mutasyonlar skuamöz hücrelerde gerçekleştiğinde skuamöz hücre karsinomuna, bazal hücrelerde gerçekleştiğinde ise bazal hücre karsinomuna yol açabiliyor. Peki, bu mutasyonlar melanositlerde gerçekleşirse ne oluyor? MELANOM

“Lise ve üniversitede okurken solaryum salonlarından birinde çalışıyordum” diye anlatıyor Tricia. 14 yaşından 21 yaşına kadar, haftada ortalama iki ya da üç kez bronzlaşmak için solaryum makinelerini kullanmış. “Herkesin imzalaması gereken bir sözleşme vardı ama bu sadece protokol gereğiydi. Kimse oturup solaryumla bronzlaşmanın tehlikeleri hakkında konuşmuyordu, ben de bu konuyu hiç düşünmedim” diyor.
Tricia’ya melanom teşhisi konulduğunda 34 yaşındaydı ve “Köpeğime kim bakacak? Eğer savaşı kazanamazsam ailem uğraşmak zorunda kalıp üzülmesin diye evimi şimdiden satmalı mıyım?” diye düşünmeye başlamıştı.
Teşhisten birkaç hafta sonra, melanomu ve kulağının üst çeyreğini aldırmak üzere ameliyata girdi. Doktoru kesmek zorunda kaldığı kulak parçasını yerine koymak için gereken estetik cerrahi müdahaleyi de yaptı. Ancak altı ay sonraki ilk kontrolde melanom geri dönmüştü. Tricia bir ameliyat daha olacaktı ve bu kez kulak memesinin üçte biri alınacaktı.
Becky Kocon ise, dizinin arkasında fark ettiği şekilsiz bene melanom tanısı konulduğunda sadece 23 yaşındaydı. Şu an 27 yaşında olan genç kadın, “Solaryuma annemle birlikte gitmeye başladığımda 17 yaşındaydım. Üniversiteye giderken haftada iki, üç kez gitmeye başladım; bronzlaşmanın iyi bir şey olmadığını biliyordum ama kanser olacağım hiç aklıma gelmemişti. En azından bunun 20’li yaşlarımdayken olacağını hiç düşünmemiştim” diyor.
Mayo Kliniği’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, 1970 yılından bu yana 18-39 yaş arası kadınlarda görülen melanom vakaları sekiz kat artmış. Bu bulgular karşısında kendisinin bile şok olduğunu itiraf eden Mayo Kliniği Dermataloji Cerrahı ve çalışmanın yazarı Jerry Brewer, “Melanom genç kadınlar arasındaki yeni salgın. Diğer araştırmalarda da artışlar görüldü ama kadınlarda melanom oranının yüzde 705 artması gerçekten şaşırtıcı” diyor.
Yirmili ve otuzlu yaşlardakikadınlarda bu ölümcül hastalığın görülme sıklığındaki ürkütücü artışın bilinen şüphelileri arasında, ozon tabakasının incelmesi ve daha bilinçli olduğumuz hâlde güneşlenmeye devam etmemiz de var. (Hatta yine son yapılan araştırmalardan birinde yetişkinlerinin yarısının, 18-29 yaş arasındaki beyaz kadınların ise yüzde 66’sının geçen yıl en az bir kez güneş yanığı yaşadığı ortaya çıkmış.) Ancak bu faktörler kadın ve erkekleri aynı şekilde etkilediğinden, doktorlar kadınlar arasında melanomun salgın hâline gelmesinde solaryumun asıl suçlu olduğunu düşünmeye başladı. Solaryumla bronzlaşmak, melanom riskini yüzde 75 oranında arttırıyor.
New Yorklu Dermatolog ve Cilt Kanseri Vakfı Başkan Yardımcısı Deborah Sarnoff, “Solaryum makinelerini kullananlarda melanom oluşumu, diğerlerinden çok daha fazla” diyor. Rakamlar çarpıcı: Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre 18-21 yaş arasındaki beyaz kadınların yüzde 32’si, 22-25 yaş arasındakilerin ise yüzde 30’u solaryuma gidiyor. 2012’de yapılan başka bir araştırma ise, bu durumun üniversite öğrencilerinin yüzde 40’ı için de geçerli olduğunu gösteriyor.
Brewer, “Genç kadınların tavrını değiştirebilir ve onları bronzlaşmaktan vazgeçirebilirsek, melanom artış eğrisi değişecektir” diyor.

Aldanış + İnkâr
New York’ta bulunan Memorial Sloan-Kettering Kanser Merkezi’nden davranış ilimciler, Amerika’da 500 üniversite öğrencisi arasında bir araştırma yaparak genç kadınların neden hâlâ bronzlaşmak için solaryuma gitmeye devam ettiğini bulmaya çalışmış. Bu yöntemi tercih edenlerin yüzde 59’u ‘günümüzde her şey kanser yapıyor zaten’ demiş. Yüzde 54’ü ise bunun ‘diğer insanların yaptığı birtakım şeylerden daha riskli olmadığını’ söylemiş. Çalışmanın yazarlarından Asistan Davranış Bilimci Smita Banerjee, “Nasıl olsa başıma bir şey gelecek yaklaşımı ne tuhaf ! Gençler ne kadar hassas olduklarının farkında bile değil” diyor. Başka bir deyişle sağlığına zarar verebilecek durumların artılarını ve eksilerini değerlendiriyor ama sonuçta artılarına daha çok önem veriyorlar.
Melanom Araştırma Vakfı’nın yöneticisi Doktor Tim Turnham, “Gençken odak noktan arkadaş edinmek, uyum sağlamak, iş bulmak ve  âşık olmaktır. Ve yanık bir ten sana bunları sağlayabilir gibi bir algılama var” diyor.
Ve maalesef bu algı son derece doğru. Cildin bronzsa, “Çok sağlıklı görünüyorsun!” “Işıldıyorsun!” gibi komplimanlar havada uçuşur. Amerikalılar 1978 yılında onunla tanıştıkları günden beri solaryuma gidiyor. Kansere sebep olması ise kimseyi durdurmuyor. Kendisi de melanoma karşı verdiği savaşı kazanan Washingtonlu Dermatolog Elizabeth Tanzi, “Bunun tek sebebi yanık tene değer verilen bir kültürde yaşıyor olmamız” diyor. Medyada gördüğümüz kadınların hep bir parça bronz olduğu bir gerçek.
Konu bronz-altın bir ten olduğunda, dermatologların itiraf etmek istemediği bir gerçek daha var: Seni olduğundan zayıf gösterir. Bacaklarındaki selülitler, tenin yanık olduğunda göze çok daha az batar. Haftada üç kez pilates yaparak elde ettiğin kol kasların ise, altın ışıltısına sahip olduğunda daha fazla dikkat çeker. Philadelohia’da kâr amacı gütmeyen bir kurumda veri uzmanı olarak çalışan ve artık bronzluğa prim vermeyen 27 yaşındaki Hallie Fischer, “Üniversitedeyken solaryuma giderdim çünkü bronzlaşmanın beni daha ince ve sağlıklı gösterdiğini
düşünüyordum, bu da kendime olan güvenimi arttırıyordu. Solaryum adeta tenimi ışıldatıyordu” diyor.
Solaryum yüzünden Amerika’da yılda 170 bin melanom olmayan cilt kanseri vakasının görüldüğüne dair British Medical Journal’da yayımlanan ürkütücü rapora ve tonlarca uyarıya rağmen, üniversiteli kadınların çoğu solaryumu güneş altında yatmaktan daha sağlıklı buluyor. Amerikan Dermatoloji Akademisi’ne göre genç yetişkinlerin yüzde 24’ü, solaryumun güneşten daha güvenli olmadığından ya haberdar değil ya da bundan emin değil. Sadece yüzde 35’lik bir kesim, güneşe çıkmadan önce solaryumda biraz renklenmenin, cildi güneşin vereceği hasarlardan korumanın sağlıklı bir yolu olmadığının farkında. Amerikan Temsilciler Meclisi’nin son yayımladığı rapora göre bu bilgi eksikliği, solaryum salonlarının müşterilerine cilt kanseri ya da diğer riskler konusunda gerçekleri açıklamamasından kaynaklanıyor. Hatta bu salonların çoğu, kapalı alanda bronzlaşmanın sağlık açısından ne kadar yararlı olduğuna dair iddialar öne sürüyor. (“Solaryum Salonu Yalanları” başlığına göz at.)
Üniversiteyi bitirmesinin ardından solaryuma gitmeyi bırakmış olan Becky, “Çoğu salon cilt kanseri konusundan kesinlikle bahsetmiyor” diyor. Becky aslında şanslı olanlardan: Onun melanomu erken aşamada teşhis edilerek alınmış, bir daha yayılmamış ve tekrarlamamış. Ama iyileşme süreci bir yılı bulmuş olan on santimetrelik yara izine baktığında, yüzünde değil de bacağının arkasında oluşmuş olduğu için şükrediyor:
“Solaryum salonlarında bir uyarı olarak retinanın hasar görebileceği söylenir ama oluşacak kırışıklık ya da güneş lekelerinden hiç bahsedilmez. Kanserin ise adı bile anılmaz. Ben bu salonlara gittiğimde 18 yaşındaydım ve aklıma kanser olabileceğim hiç gelmedi. Üniversitenin son senelerine geldiğimde yaptığımın kötü bir şey olduğunu fark ettim ama o zaman da şöyle düşündüm: 40 yaşına geldiğimde kanser olacağım, tamam, günü geldiğinde bununla ilgilenirim!”

Kalıcı İzler
Dermatologlar melanomun hızla artmasının yanı sıra, genç kadınların bu hastalığın tedavi yöntemleri konusundaki bilgisizliğinden de endişeleniyor. Sarnoff, “Cilt kanserlerinin çoğunun, hatta erken aşamada yakalanan melanomun bile tedavisi mümkün olduğu için kadınlar maalesef konuya gereken önemi vermiyor. Pek çok kişi, kanserli doku kesilip atıldığında her şeyin yoluna gireceğini düşünüyor. Ben bu kişileri bir cilt kanseri ameliyatını seyretmeye davet etmek istiyorum, mesela birburnun katman katman nasıl yok olduğunu izlemelerini  istiyorum” diyor.
Kulağına yeni bir estetik ameliyat yapılacak olan 35 yaşındaki Tricia’yı ele alalım. Doktorları melanomun geri gelme ihtimali olduğunu, bu nedenle ikinci bir operasyon için üç ay beklemesi gerektiğini söylemişti. Tricia tam bir yıl bekledi. “Bu ameliyat için iki haftalık izin zamanımı beklemem gerekiyordu. Doktor kaburgamdan kıkırdak alarak kulağıma ekleyecek. Kıkırdağın üzerinde deri oluşunca kulağımı ayıracak ve üzerine deri grefti (deri nakli) yapacak” diyor.
Melanom hastalarının başına gelen tek şey, cilt kanserinin potansiyel şekil bozukluğu yaratma etkisiyle karşı karşıya kalmak değil. Tanzi, hastalarının yüzünden çok miktarda bazal ve skuamöz hücre karsinomu almak zorunda kaldığını ve yara izlerinin iyileşmesinin yıllar sürdüğünü söylüyor: “Birçok kadın evlenmeden önce yeni bir cilt bakımı uygulamasına geçmesi gerektiğini düşünerek bana geliyor. Bazılarını incelediğimde cilt kanseri olduğunu teşhis ediyorum. Yeni bir gece serumu almayı beklerken, yanaklarında üç, beş santimetrelik izler bırakacak olan bir ameliyat geçirebiliyorlar.”
Tabii bu durum, hasta şanslıysa ve tanı erken konulduysa geçerli. Skuamöz ve bazal hücre karsinomları (melanom olmayan iki cilt kanseri türü), vücudun diğer bölümlerine sıçramaz, melanom ise bambaşka bir canavardır. Brewer, “Bir melanom sadece bir milimetre (yani üç tuz tanesi kadar) derinliğe sahipse bile, lenf bezlerine yayılmış olma ihtimali yüzde 10’dur. Sonra da diğer organlara sıçrar” diyor. Bu gerçekleştiyse, hastayı öldürme ihtimali yüzde 85’tir.

Bağımlılık Gerçeği
Solaryum makinelerindeki UV ışınlarının cildi nasıl etkilediği bilinmesine rağmen, 18-25 yaş arasındaki her üç beyaz kadından biri hâlâ bu sahte bronzlaşma yöntemini kullanmaya devam ediyor. Olası sebep ise, bronzlaşmanın tıpkı birtakım uyuşturucular gibi bağımlılık yaratması.
Teksas Üniversitesi Southwestern Tıp Merkezi’nde uyuşturucu ve alkol bağımlılığı üzerine araştırmalar yapan Profesör Bryon Adinoff, dermatoloji bölümü asistanlarından biri ona gelip cilt kanseri hastalarında gözlemlediği bir eğilimi anlattığında, bronzlaşma bağımlılığı hakkında araştırma yapmaya karar vermişti. “Bazal hücre karsinomu, hatta melanom tanısı koyduğu genç hastalar, tedaviden sonra da bronzlaşmaya devam ediyordu” diyor. Adinoff, bunu öğrendikten sonra bronzlaşmanın nasıl bir bağımlılık yarattığını araştırmaya başlamıştı.
Bağımlılık kriterlerine uygun (bırakmaya çalışıp bırakamayan, kendini iyi hissetmek için daha sık gitmek isteyen, arkadaşları, işi ve hobilerinden bronzlaşmak uğruna vazgeçen) solaryum kullanıcılarını iki seans boyunca monitöre bağlayarak gözlemledi. Bunlardan biri normal bir seanstı, diğeri ise birincisiyle tıpatıp aynı ama makinelere UV ışınlarını kesen bir filtrenin konmuş olduğu bir seans. Her ikisinde de katılımcıların beynindeki kan akışı ölçüldü.
Adinoff, gerçek solaryum seansından sonra katılımcıların beyninin ödülle bağlantılı bölümünde bir aktivite oluştuğunu gördü. Kişilerde tekrar solaryuma gitme isteği uyandıran buydu. Sahte seansın sonrasında ise katılımcılar yeterli ışın alamadığını bildirdi. Beyinlerinin ödül merkezinde UV ışını aldıklarında oluşan hareket oluşmamıştı. <p>
Las Vegas’ta yeminli mali müşavirlik yapan 42 yaşındaki Stephanie Lilly, pek çok kez solaryumdan vazgeçmeye çalıştığını ama bunu başaramadığını söylüyor: “Haftada sadece bir kez gideceğime dair kendime sözler veriyorum ama hemen ardından yeteri kadar bronz olmadığımı hissediyor ve koşa koşa tekrar gidiyorum.” Solaryuma şu an haftada üç kez gidiyormuş. Sonbaharda çıktığı deniz tatili öncesinde ise haftada yedi kez gidiyor. “Bronzlaşmanın vücuda hasar verdiğini biliyorum. Ciddi bir değişim hissedersem ya da güneş lekesi ve kırışıklıklar oluşursa belki o zaman dururum” diyor.

Yanlış Mesajlar
Araştırmacılar genç kadınların tüm sağlık uyarılarına rağmen hâlâ makinelerde bronzlaşmaya devam etmesini, verilen mesajların yetersiz kalmasına da bağlıyor. East Tennessee State Üniversitesi Cilt Kanseri Önleme Laboratuvarı’nın yöneticisi Joel Hillhouse, bronzlaşmayı tercih eden sayısız üniversite öğrencisiyle bunu neden yaptığına dair konuşmuş ve durdurmak için farklı yaklaşımlar denemiş: “Bu araştırmaya ilk başladığımda tipik bir halk sağlığı görevlisi gibi onlara ‘Solaryum kansere sebep olur’ diyordum. Ama kısa sürede işi öğrendim; gençlere sağlık bazlı bir mesaj vermeye çalışırken aslında istediği şeyi yapmasını engellemeye çalışan ebeveyni gibi davranıyorduk.”
30 yaş üstü kadınlar içinse durum daha farklı. Hillhouse, yaşımız ilerledikçe sağlıkla ilgili mesajların bizi daha çok etkilediğini belirtiyor, özellikle de sağlık sorunları ailemizi ve yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımızı etkileyecekse: “Ama daha genç yaştaki kadınlara ulaşmak için onları kendi yaşamıyla vurmalısınız. Yaşamları nasıl göründükleriyle çok bağlantılı. Onlara salonlarda bronzlaşmanın dış görünüşünü nasıl etkileyeceğini (daha yirmili yaşlardayken oluşacak kırışıklık ve güneş lekelerini) gösterebilirseniz, o zaman sağlık uyarılarınıza daha çok kulak veriyorlar.”
Tabii bu onlar için önemli olanın (yani dış görünüşün) görmezden gelinebileceği anlamına gelmiyor çünkü bronzlaşmak genç kadınlar için önemli. Solaryumda bronzlaşmayı azaltma yöntemleri araştırmasında Hillhouse’la birlikte çalışan, Pensilvanya State Üniversitesi Biyodavranışsal Sağlık ve Önleyici Araştırmalar Merkezi’nden Profesör Rob Turrisi, “İnsanlar bronz tenin çekici olduğunu düşünüyor. Sonuçta bronzlaşmanın tehlikeleri konusunda onları eğitmek, bu davranışı değiştirmek için yeterli olmayacak. Onlara en az bunun kadar etkili başka bir alternatif de sunmamız gerekir” diyor.
Hillhouse ekliyor: “Genç kadınların solaryum makinelerinde bronzlaşmaktan vazgeçmesi için bronzlaşmanın güzel olduğuna dair toplum baskısının azalması gerekir. Bu elbette ki bir gecede olmayacak. Kadınların daha güzel görünmesini sağlayacak başka yöntemlerin üzerinde durmalıyız. Onları kremlerle bronzlaşmaya ya da egzersize teşvik edebiliriz. Aslında doğal ten rengi ve vücut tipinin yeniden moda olması en etkili mesaj olur.”

03

SOLARYUM SENİ ÖLDÜREBİLİR.
Amerikan Dermatoloji Akademisi’nin 2012’de yaptığı bir araştırma, kapalı mekânlarda bronzlaşma konusunda insanların ne kadar bilgisiz olduğunu ortaya çıkardı. Amerikan Temsilciler Derneği ise yeni yayımladığı bir raporda solaryum salonlarının bunun baş suçlusu olduğuna karar verdi. Raporda, salonların yüzde 90’ının müşterilerine solaryum makinelerinin sağlık tehlikesi arz etmediğini söylediği bildiriliyor. Yüzde 78’i tam tersine sağlık için faydalı olduğunu iddia ediyor; yüzde 51’i ise cilt kanseri riskini arttırdığını kesinlikle reddediyor. İşte kandırılmamak için bilmen gerekenler:

Solaryum Salonu Yalanları
YALAN: Solaryum güneşten daha güvenlidir.
KANDIRILANLAR: Genç yetişkinlerin yüzde 24’ü, solaryum makinelerinin güneşten daha güvenli olmadığının ya farkında değil ya da bundan emin değil.
GERÇEK: Kansere sebep olan UVA ışınları, solaryumda güneşten
12 kat daha güçlüdür. Ve bu makinelere girdiğinde de güneş yanığı olma ihtimalin var. Hatta son yapılan araştırmalardan birinde, her beş solaryum seansından birinin güneş yanığı ile sonuçlandığı ortaya çıkmış.
YALAN: Güneşe çıkmadan önce bir “baz” oluşturmak sağlıklıdır.
KANDIRILANLAR: Genç yetişkinlerin yüzde 65’i bunun gerçekten doğru olduğuna inanıyor.
GERÇEK: Brewer, güvenli bir “baz” oluşturmak diye bir şeyin olmadığını söylüyor: “Hastalar bana hep ‘ne kadar bronzlaşmamda sorun olmaz?’ diye soruyor. Ten rengin ne olursa olsun, sağlıklı bronzlaşmak gibi bir seçeneğin yok.” Her tür bronzlaşma, cildinin derinliklerinde yer alan DNA’nın hasar gördüğü ve bedeninin kendini korumak için bir tepki verdiği anlamına gelir.<p><br>
YALAN: Bronzlaşmak seni daha sağlıklı ve genç gösterir.
KANDIRILANLAR: Genç yetişkinlerin yüzde 31’i, güneşe maruz kalmanın kırışıklıklara sebep olacağının ya farkında değil ya da bundan emin değil.<p>
GERÇEK: Solaryumda maruz kaldığın UVA ışınları cildin derinliklerine işler, cildinin daha düzgün ve sıkı olmasını sağlayan kolajen liflerine ve elastine zarar verir. Bu da zamanla cildinin incelmesine ve sarkmasına sebep olur. (Merhaba kırışıklıklar!)

Beyaz Tenin Güzelliği
Neyse ki günümüzde bronzlaşma konusundaki toplumsal baskı, eskiye oranla biraz da olsa azalmaya başladı. Anne Hathaway, Nicole Kidman, Emma Stone ve Kristen Stewart gibi yıldızlar, kırmızı halı davetlerine azıcık bile bronzlaşma çabasına girişmeden, bembeyaz tenleriyle katılıyor. Pekçok kişi de dizi oyuncularının bronzluğuna kavuşmanın hayatın amacı olmadığını kabul etmiş durumda. Ama bunlar genç kadınların bronzlaşma isteğine hâlâ yeteri kadar ket vuramıyor. Tanzi, “Sanırım melanoma yakalanan genç kadınlar ortaya çıkıp konuşmadan, kimse solaryumun onlara neler yaptığını tam olarak fark edemeyecek” diyor.
Bugün Becky, solaryum salonlarına ilk gitmeye başladığı günkü baskıyı hiç hissetmemiş olmayı diliyor:
“O zaman bana verilen mesaj
-ki bu günümüzde hâlâ geçerli- yanık teninin güzellik demek olduğuydu. Solaryuma hâlâ giden kadınların fark etmesi gereken şey, bu yanık teni nasıl bir bedel ödeyerek elde ettiği. Başına gelecekleri bugün düşünmeyebilirsin; ne sıklıkta bronzlaştığının ya da salon çalışanlarının sana ne söylediğinin de bir önemi yok. Bronzlaşmak sadece cildini kırıştırmakla kalmaz; ayrıca DNA’nı da değiştirir ve kansere sebep olur.”